Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri

Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri

Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri - Mekke

Müslüman olduktan sonra tarihte yepyeni bir sayfa açan Türk milleti, Büyük Selçuklular devrinden itibaren İslâm âleminde sözü geçen bir millet hâline gelmiştir. Daha Abbasîler devrinde idarî ve askerî bürokraside önemli vazifeler üstlenen Türkler, Haremeyn'e (mübarek Mekke ve Medine şehirlerine) büyük bir alâka ve hürmet göstermişlerdir.

Haremeyn hizmetlerinin başlaması

Devlet-i Âliye, mukaddes topraklar Osmanlı hâkimiyetine girmeden önce de Haremeyn'e hizmet etme arzusunu ortaya koymuştur. Nitekim asırlar boyunca Osmanlı'nın bölge siyaseti, 'hizmet götürme' mülâhazası üzerine bina edilmiş ve padişahlar kendilerini Hâdimü'l-Haremeyn olarak görmüşlerdir. Hicaz bölgesi Memlük idaresinde iken, Osmanlı sultanlarının ve halkın gönderdiği yardımlar, ecdadımızın mübarek beldelere karşı duyduğu muhabbeti ortaya koyar. Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed ve Sultan 2. Murad devirlerinde Surre Alayları ile hediyeler gönderilmiş ve geliri yüksek araziler Haremeyn adına vakfedilmiştir. Fatih Sultan Mehmed'in, İstanbul'un fethinden elde edilen ganimetten bölgeye para aktarması, Hac yollarının güvenliği ve Hicaz'da yaşanan su sıkıntısının giderilmesi konusunda gösterdiği azamî gayret, Osmanlıların Haremeyn hizmetine verdikleri büyük ehemmiyeti gösterir.

Yavuz Sultan Selim, Suriye, Filistin ve Mısır'ı 1516-1517'de fethetmiş; ardından Hicaz bölgesi de Osmanlı topraklarına katılmış ve Hilafet Osmanlı hanedanına geçmiştir. Yavuz Sultan Selim adına hutbe okunmasıyla, Hicaz'da Osmanlı idaresinde yepyeni bir dönem fiilen başlamıştır. Bundan sonra Osmanlı Devleti bu mübarek beldenin bütün mesuliyetini üzerine almış; meselâ Yavuz, Mısır'dan oğlu Şehzade Süleyman'a (Kanunî) gönderdiği mektupta: "Artık bir Hacının dahi başına gelebileceklerden biz mesulüz." diyerek örnek bir tavır sergilemiştir.

Güvenlik ve Hac hizmetleri

Osmanlı Devleti, Mekke'deki otoritesini merkezden atadığı Şeyhü'l-Haremler vasıtasıyla sağlamıştır. Öte yandan mahallî otoriteyi ise, Osmanlı sultanının muvafakatiyle göreve gelmiş Mekke Emiri olan Şerifler temsil etmişlerdir. Ayrıca Mekke'ye her mezhebi çok iyi bilen kadılar atanmıştır. Osmanlı'nın gelişmiş devlet düzeni bütün yönleriyle Mekke'de de kendini göstermiştir. Önceleri Mısır Beylerbeyliği üzerinden yürütülen malî ve idarî işler, 1840'tan itibaren müstakil Hicaz Eyaleti kurulmuş ve Mekke, eyaletin merkezi yapılmıştır. 1869'da şehirde Belediye Meclisi oluşturulmuş; sağlık ve temizlik işlerini yürüten ve denetleyen sağlam bir teşkilât yapısı kurulmuştur.

Hicaz'ın yönetimi Osmanlılara geçtikten sonra, Hac organizasyonu Devlet-i Âliye idaresinde yapılmaya başlanmıştır. Hacı adaylarının Mekke'ye güven içinde ulaşabilmeleri, Bedevî saldırılarından zarar görmemeleri ve Hac ibadetini huzurlu bir şekilde yapabilmeleri için kapsamlı tedbirler alınmıştır. Farklı istikametlerden gelen kafileler İstanbul, Şam, Kahire ve Yemen'de toplanmış; Hacıların yol, su, ulaşım ve konaklama ihtiyaçları dört asır İstanbul'dan sistematik bir şekilde koordine edilmiştir.

Mukaddes topraklarda huzur ve asayiş ortamının devamı için, büyük bir gayret gösterilmiştir. Mekke'yi dış tehditlerden korumak maksadıyla, Yemen'e ve Mısır'ın güneyine doğru hâkimiyet sahası genişletilerek Kızıldeniz ve çevresi kontrol altına alınmıştır. Osmanlı hâkimiyetinde kaldığı dönem içerisinde Mekke'de, genel olarak sakin bir hayat hüküm sürmüştür. Hint Okyanusu'na donanma gönderebilmek, Uzakdoğu'da yaşayan Müslümanların Hicaz'a güvenli bir şekilde ulaşabilmelerini sağlamak maksadıyla, Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan bir kanal açılması için çalışmalar yapılmış; ama bu önemli proje bazı sebeplerden tamamlanamamıştır.

Mekke'yi korumak için daha önce yaptırılan surlara ilâveten, Osmanlılar zamanında 1781–1783 yılları arasında Ecyad Kalesi yapılmıştır. Mescid-i Haram'a hâkim bir konumda yer alan kale, gelen bütün tepkilere rağmen 2001 yılında yıkılmıştır. Yine ecdadımız tarafından bedevilerin yoğun olduğu bölgelerde Fülfül (1801) ve Hind (1806) kaleleri inşâ edilmiştir. Osmanlı tarihi bir mânâda, Hicaz'a hizmet tarihidir. Mukaddes beldelerin barındırdığı hatıralara, Ehl-i Beyt'e mensup insanlara muhabbet ve hürmet gösterilmiştir. Bunun bir tezahürü olarak Mekke'deki kalelere, Sultan Abdülaziz devrine kadar Osmanlı hâkimiyetinin alâmeti sayılan bayrak çekilmemiştir.

Hacıların Mekke'deki su ihtiyacı, Hac mevsiminde had safhaya ulaştığı için, Osmanlılar devrinde yeni su kaynakları sağlanmıştır. Vaktiyle Abbasî Halifesi Harun Reşid'in eşi Zübeyde Hanım tarafından yaptırılan su kanallarının tahrip olması üzerine, Kanunî Sultan Süleyman'ın hayırsever kızı Mihrişah Sultan'ın himmetiyle, Mekke'nin en önemli su kaynağı olan Ayn-î Zübeyde'ye, 1524–1530 yılları arasında Ayn-î Hanin kanalları eklenmiş ve Cebel-î Rahme'nin etrafına havuzlar inşâ edilmiştir. Böylece Arafat ve Müzdelife bölgesi bol suya kavuşmuştur. Sultan 2. Abdülhamid zamanında (1883) bu su kanallarının tamiratı yapılmıştır. Hâlihazırda Arafat'ta Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) vakfeye durduğu Cebel-î Rahme'nin eteklerinde Osmanlı'dan yadigâr çeşmelerin izlerini görmek mümkündür.

Mekke'deki iktisadî ve ilmî hayat

Hac mevsimi hâricinde Mekke, fazla bir ticarî hareketliliğe sahip olmadığı için, Osmanlı merkezî idaresi tarafından çeşitli tedbirler alınmış; doğrudan veya Mısır üzerinden gönderilen yardımlarla şehir halkı her yıl iktisadî açıdan desteklenmiştir. Surre Alayları ile gönderilen hediyeler, çeşitli vergiler ve Cidde gümrük gelirleriyle desteklenen bu yardımlar, vakıflar ve imarethaneler vasıtasıyla halka dağıtılmıştır.

Mısır'da, Eyyubiler ve Memlüklerden kalan vakıflar muhafaza edilmiş; ayrıca İstanbul'da, Anadolu'da, Suriye'de, Kıbrıs'ta ve Balkanlar'da Mekke için yeni vakıflar kurulmuştur. Bu vakıflar çeşitli vergilerden muaf tutulmuş ve vakıf hukukunun ihlâl edilmemesi için, hassasiyet gösterilmiştir. Padişahların, hanedan mensuplarının ve halkın ileri gelenlerinin öncülüğünde kurulan vakıflar sayesinde, Asr-ı Saadet'ten hatıralar taşıyan mübarek mekânlar korunmuş; hükümet konağı, kışla, karakol, postahâne gibi idarî binaların yanında, çok sayıda mescit, medrese, tekke, zaviye, ribat, misafirhane, imarethane, gasilhâne, darüşşifa, sıhhiye idaresi, hamam ve sebil inşâ edilmiştir.

İslâm dünyasından Mekke'ye Hac mevsiminde gelen ulemanın toplanma merkezi tarih boyunca Mescid-i Haram olmuş ve burada ilim halkaları oluşmuştur. Ayrıca şehre yerleşen âlimlerin evleri de, birer ilim merkezi hâline gelmiştir. Osmanlılar zamanında Mekke'de ilmî ve kültürel canlılığın sürdürülmesinde kütüphanelerin, medreselerin yanında, şehre dışarıdan gelenlerin misafir edildiği tekkeler, zaviyeler, dergâhlar ve ribatlar da büyük rol oynamıştır. Mevcut medreseler onarılıp ihtiyaçları giderildikten sonra yenileri yapılmıştır. Mekke'de, tasavvufî düşünceye de ev sahipliği yapan meşhur Osmanlı medreseleri arasında; Sultan 3. Murad, Şehid Mehmed Paşa, Davud Paşa, Hasekiye, Sinan Paşa, Sokulu Mehmed Paşa ve Mahmudiye medreseleri sayılabilir. Osmanlı ülkesinde Tanzimat'la birlikte modern eğitim müesseselerinin açılmasına paralel olarak, Mekke'de de benzer eğitim kurumları açılmıştır.

Mescid-i Haram ve Kâbe hizmetleri

Osmanlılar devrinde Haremeyn hizmeti devralındıktan sonra Mekke'de geniş çaplı imar faaliyetlerine başlanmıştır. Şehrin fizikî plânına özel bir önem verilmiş; Mescid-i Haram'ın ve Kâbe'nin görünümünü bozacak bir mimarî üslûptan özenle uzak durulmuştur. Bu çerçevede öncelikle Mescid-i Haram'ın minareleri, sütunları, revakları, kapıları, ahşap çatısı, tavaf alanının zemini, mezheplere ait makamlar yenilenmiş ve yüksekliği on iki metreyi bulan çok sanatlı bir minber yapılmıştır. Harem-i Şerif'in ahşap çatısı İstanbul ve Mısır'dan getirilen malzeme ile 1576'da çok kubbeli hâle getirilmiş; hüsn-ü hat örnekleriyle süslenen kapılara Mescid-i Haram'la ilgili âyetler işlenmiştir. Kanunî devrinde başlayan çalışmalar, Mimar Sinan'ın desteğiyle 2. Selim (1566–1574) ve 3. Murad zamanında (1574–1595) devam etmiştir. Altı minareli olarak plânlanan Sultanahmet Camii'nin inşasından evvel, bu büyük eserin bânisi Sultan 1. Ahmed tarafından Mescid-i Haram'a yedinci minare yaptırılmıştır. Böylece Mekke ve Harem-i Şerîf, mimarî açıdan yeni bir kimlik kazanmış ve göze hoş gelen bir estetiğe kavuşmuştur.

Sultan 1. Ahmed devrinde (1612), Kâbe duvarlarının yıpranan kısımları onarılmış ve çatıda biriken suyun aktığı Altınoluk yenilenmiştir. 1629'da yaşanan şiddetli bir yağmurun sebep olduğu sel felâketi, Mescid-i Haram'da ciddi zararlara yol açmış; selin biriktirdiği çamurun baskısıyla Beytullah'ın bazı taşlarının yerinden oynadığı ve duvarlarının yıkılmak üzere olduğu görülmüştür. Sultan 4. Murad (1623–1640), Mısır valisi vasıtasıyla hâdiseyi haber alır almaz, derhal İstanbul'dan bir heyeti Mekke'ye göndermiş ve şehrin ileri gelenlerinin kanaatleri alınarak çalışmalara başlanmıştır. Büyük bir hassasiyet içerisinde sürdürülen bu tamirat sırasında en değerli malzeme kullanılmış ve temellerine kadar inilerek Kâbe-i Muazzama yeniden inşâ edilmiştir. Yapının bütün duvarları, altın levhalarla kaplı kapısı, çatısı, tavanı destekleyen ahşap sütunları, içeriyi aydınlatan kandilleri ve som altınla kaplanan yağmur oluğu yenilenmiştir. Ayrıca şehrin, yılda bir iki defa yağan şiddetli yağmurlarla oluşan sellerden zarar görmemesi için tedbirler alınmıştır.

Bu geniş çaplı tamirattan sonra İstanbul'dan Kâbe'ye yeni bir örtü gönderilmiştir. Osmanlı devrinde Surre Alayları ile gönderilen hediyeler içerisinde en kıymetli olanları; hemen her yıl değiştirilen Kâbe örtüsü ve anahtarıdır. Kâbe örtüleri, siyah renkli ibrişim ve ipekten dokunmuştur. Eski örtünün bir kısmı parçalara ayrılarak Haremeyn halkına dağıtılmış, bir kısmı İslâm âleminin ileri gelenlerine hediye olarak gönderilmiştir. Geriye kalan kısmı ise, İstanbul'a getirilip Eyüp Sultan Hazretleri'nin türbesinde bir süre halkın ziyaretine sunulmuş; daha sonra ulema, meşayıh, sâdat ve devlet ricâli tarafından tekbirlerle saraya getirilip, Hırka-ı Saadet Dairesi'nde saklanmıştır.

Osmanlı Devleti'nin, siyasî ve askerî açıdan gerilemeye başladığı dönemlerde de Haremeyn hizmetleri aksatılmadan sürdürülmüştür. Sultan 4. Mehmed (1648–1687) zamanında Mescid-i Haram'ın minareleri onarılmış, tavaf alanı (metaf) genişletilerek zemine yontma taş döşenmiş; Safa ve Merve tepeleri arasına kandiller konulmuş; 2. Mustafa devrinde (1695–1703) Hacerü'l-Esved mahfazası ile Kâbe'nin tavanını tutan üç ahşap direk ve merdiven yenilenmiş; 3. Ahmed devrinde (1703–1730), metafın zemini yenilenmiş; 1. Mahmud devrinde (1730–1754), mescide yeni avizeler ve şamdanlar gönderilmiş; 1. Abdülhamid devrinde (1774–1789), Kâbe'nin, Makam-ı İbrahim'in ve Mescid-i Haram'a ait minarelerin bakımı yapılmış; Sultan Abdülmecid devrinde (1839–1861) Hatim duvarı yenilenmiş, mescidin dört bir tarafına direkler dikilip sayısı üç bini aşan kandillerle Harem-i Şerîf ışıl ışıl aydınlatılmıştır. Sultan 2. Mahmud devrinde de (1808–1839) Vehhabî hareketinin bölgedeki mukaddes mekânlarda oluşturduğu tahribatın izlerinin silinmesi için İstanbul'dan ustalar gönderilmiştir.

Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşı'nda tarihinin en sıkıntılı zamanlarını yaşamasına rağmen devrin padişahı Mehmet Reşad, 1916'da Mescid-i Haram'ın genel bakımının yapılmasını ve selden zarar gören sütunların değiştirilmesini istemiştir. Fakat ne yazık ki, savaşın doğurduğu ağır maddî sıkıntılar ve Hicaz'daki Osmanlı hâkimiyetinin sona erip, Devlet-i Âliye'nin tarih sahnesinden çekilmesi üzerine bu imar faaliyeti yarım kalmıştır.

Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri - Medine

Osmanlı Devleti, Haremeyn'de yaşayan Müslümanları, ırklarına, renklerine, dillerine ve maddî durumlarına bakmaksızın eşit görmüş ve eşit muamelede bulunmuştur. Medine-i Münevvere'nin idaresi Osmanlılara geçtikten sonra, merkezî ve mahallî idare arasındaki denge korunmuştur. Önceki devletlerden intikal eden kanun ve âdetlerden bir kısmı aynen bırakılmış, bir kısmı da zaman içinde ıslah edilerek Osmanlı sistemine entegre edilmiştir. Hicaz eyaletine, diğer eyaletlerinden farklı bir statü verildiği için, daima "Şerif" soyundan idareciler tayin edilmiş; Medine'deki Osmanlı otoritesini ise, merkezî hükümetin tayin ettiği Şeyhü'l-Harem ve ordu komutanı temsil etmiştir.

Kutsal toprakların güvenliği için çok önemli tedbirler alınmış; Kanunî Sultan Süleyman zamanında başlatılan imar faaliyetleri kapsamında, yedi yıllık bir çalışmanın ardından 100 bin dinar harcanarak Medine'yi çepeçevre kuşatan surlar inşâ edilmiştir. Böylece hac mevsiminde yoğunlaşan Bedevî saldırılarına karşı yerli halkın ve hacıların güvenliği sağlanmıştır. Yine Kanunî devrinde Medine'de bir askerî kışla, bir muhabere kışlası ve bir kale inşâ edilmiştir. Kuba köyünde de güvenlik maksadıyla bir kale tesis edilmiş; ancak bu askerî yapıların hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.

Çok arzu ettiği hâlde Hicaz'a gidemeyen, Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) kabir sandukasına konulmak üzere hususî bir mektup yazan Sultan Abdülaziz devrinde (1868) Medine surları geniş çaplı bir tamirattan geçirilmiştir. Osmanlı'nın son yıllarına kadar Medine'nin sosyal ve kültürel gelişmesi için çalışmalar sürdürülmüş; Sultan 2. Abdülhamid devrinde (1902) şehre ilk defa telgraf getirilmiş; ayrıca tabya, karakol, istasyon ve postane gibi resmî binalar yapılmıştır. Kanunî'nin hayırsever eşi Hürrem Sultan tarafından yaptırılan imarethaneden, Medine halkına asırlarca yiyecek ve deşişe dağıtılmıştır. Suriye, Anadolu ve Balkanlarda zengin gelir kaynaklarına sahip yeni vakıflarla, Medine halkına maddî destek sağlanmıştır.

Din-hukuk ve eğitim

Medine'de mülkî, askerî ve malî teşkilâtlanmanın yanında din, hukuk ve eğitim sahalarında da düzenlemeler yapılmıştır. Bu çalışmalar yapılırken Haremeyn halkı arasındaki mezhep farklılıkları nazara alınmıştır. Dinî ilimlerle uğraşan ulema için Medine'nin bir cazibe merkezi olma özelliği Osmanlılar devrinde de sürmüş; Anadolu, Suriye, Mısır, Orta Asya ve Mağrib'e kadar uzanan bir coğrafyadan gelen âlimler, Mescid-i Nebevî'de kurulan ilim halkalarında yerlerini almışlardır. Medine'de ders veren âlimler ve hocalar için Kanunî devrinden itibaren tahsisat ayrılmıştır. Medine'deki kütüphanelerin ve medreselerin etrafında canlanan tasavvufî düşünce, uzun bir süre varlığını korumuştur. Şehrin dinî ve kültürel hayatına önemli katkılar sağlayan tarikatlara bağlı tekkeler, zaviyeler ve ribatlar ilmî faaliyetlerin yanında, hac zamanı dışarıdan gelenlere ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı eğitim sisteminde yaşanan gelişmelere paralel olarak, Medine'de de medreselerin yanında; 1885'te Rüştiye, 1909'da İdadî, Darü'l-Muallim ve 1913'te İlâhiyat Fakültesi (Medrese-i Külliye-i İslâmiyye) açılmıştır.

Şehrin eğitim ve kültür hayatına katkı sağlayan kütüphanelerin ilki, Mescid-i Nebevî içinde kurulmuştur. Medine'ye hizmet etme fırsatı bulan her devletin bu alanda gayreti olmuş; ama Osmanlılar devrinde yapılan çalışmalar daha yoğundur. Sultan 1. Abdülhamid, Medine'de bir medrese ve yanında kütüphane yaptırmıştır. Sultan 2. Mahmud, 1822'de inşâ ettirdiği Mahmudiye Kütüphanesi ve Medresesi'ni, 4.569 kitapla zenginleştirmiştir. Şeyhülislâm Arif Hikmet Efendi'nin 1856'da kurduğu ve 5.404 nadide elyazması eser gönderdiği kütüphane de unutulmamalıdır.

Medine'deki imar faaliyetleri

Osmanlılar devrinde Medine'de, çok önemli imar faaliyetleri yapılmıştır. Miras alınan fizikî plâna sadık kalınmış ve yapılan çalışmalar Mescid-i Nebevî merkez alınarak genişletilmiştir. Kanunî devrinde 1532'de İstanbul'dan usta ve malzeme gönderilerek Mescid-i Nebevî'de tamir ve güzelleştirme faaliyetlerine başlanmış; bu çerçevede mescidin minareleri yenilenmiş; ünlü hattatlar hat ve tezhip çalışmalarıyla kubbeleri ve mihrapları tezyin etmişlerdir. Ayrıca Uhud Şehitliği'nde ve Cennetü'l-Bâki'de bulunan kabirlerin üzerlerine türbeler yapılmıştır. Sonraki asırlarda da başta Hücre-î Saadet olmak üzere, Mescid-i Nebevî'de bakım faaliyetleri düzenli olarak sürdürülmüş ve mescide çok kıymetli hediyeler gönderilmiştir.

19. yüzyıldaki ıslahat hareketlerinin öncülerinden Sultan 2. Mahmud, Medine'ye çok özel bir önem vermiştir. 1813'te başlayan çalışmalarla Mescid-i Nebevî genişletilmiş ve Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından, Hücre-î Saadet'in üzerine inşâ ettirilen ahşap kubbenin yerine, günümüze kadar ulaşan taş kubbe yapılmıştır. Mescid-i Nebevî'nin sembolü hâline gelen ve üzeri kurşunla kaplanıp; solmayan, özel bir boya ile yeşile boyanan kubbe, renginden dolayı "Kubbetü'l-Hadra" (Yeşil Kubbe) adıyla anılmaya başlanmıştır.

Mescid-i Nebevî'de Osmanlı devrindeki en büyük imar faaliyetleri Sultan Abdülmecid devrinde gerçekleştirilmiştir. 1850-1861 yılları arasında 700 bin mecidiye harcanarak yapılan çalışmalar neticesinde Mescid-i Nebevî tamamen yenilenip genişletilmiş ve zemini mermerle kaplanmıştır. Mescidin, Asr-ı Saadet'ten yadigâr kısımlarının tezyinatına özel bir ehemmiyet verilmiştir. Günümüzde Mescid-i Nebevî'de üzeri büyük şemsiyelerle kapatılan iç avlu ile 86 metrelik kıble duvarının arasında kalan kısım Sultan Abdülmecid devrinden kalmıştır. Bu bölümde Osmanlı'dan yadigâr sütunları, kubbeleri ve tuğraları hâlen görmek mümkündür.

Sevgili Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hicret yolculuğu sırasında, Medine'ye yaya olarak yaklaşık bir saat uzaklıkta bulunan Kuba köyünde 14 gün, bir rivayete göre ise 10 geceden fazla kalmış ve bu zaman zarfında orada bir mescit inşâ edilmiştir. Sonraki yıllarda Müslümanlar, Kuba Mescidi'ni ve Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) misafir edildiği evi ziyaret etmeyi güzel bir âdet hâline getirmiştir. Çeşitli tarihlerde imar faaliyetlerine sahne olan Kuba Mescidi, Haremeyn hizmeti Osmanlılara geçtikten sonra Kanunî devrinde (1543) yeniden inşâ edilmiştir. 1699'da Sultan 2. Mustafa döneminde mescidin duvarları ve minareleri yenilenmiş ve Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) devesinin çöktüğü alan üzerine dört direkli bir kubbe yapılmıştır. Ayrıca mescidin su ihtiyacını karşılamak için derin kuyular kazılıp sebiller kurulmuştur. Sultan 2. Mahmud devrinde (1829) yapılan çalışmalarla mescit, İstanbul'daki selâtin camilerine benzetilmeye çalışılmıştır. Maalesef bu tarihte yapılan imar faaliyetlerine ait kitabeler ve tuğralar Osmanlı sonrası dönemde kaldırılmıştır.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hicret'ten 18 ay sonra Mescid-i Nebevî'nin 5 km. kuzeybatısında yer alan Vebere Haresi'nde namaz kılarken kıblenin Kâbe oluşuna dair âyet-i kerîme (Bakara, 2/144) nazil olmuş ve Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) o gün orada namazın son iki rekâtını Kâbe'ye doğru yönelerek tamamlamıştır. Bu sahaya yapılan mescide, Kıbleteyn Mescidi (İki Kıbleli Mescid) denilmiştir. Geçmişte birçok defa tamir gören Kıbleteyn Mescidi, Kanunî devrindeki (1544) kapsamlı imar faaliyetleriyle mamur hâle getirilmiştir.

Hicaz Demiryolu ve hüzün dolu ayrılık

Medine tarihinin en önemli hâdiselerinden biri olan Hicaz Demiryolu Projesi'nin faaliyete geçmesi dinî, sosyal, ekonomik, askerî ve siyasî sahalarda birçok fayda sağlamıştır. Sultan 2. Abdülhamid'in Almanlarla birlikte yürüttüğü proje kapsamında Şam, Medine ve Bağdat gibi merkezlerin demiryolu ile İstanbul'a bağlanması o günün dünyasında başlı başına önemli bir gelişme olmuştur. Demiryolunun 1908'de Medine'ye ulaşmasıyla şehir, idarî bakımdan doğrudan İstanbul'a bağlı bir sancak merkezi hâline getirilmiş ve böylece bölge üzerinde daha güçlü bir denetimin sağlanması hedeflenmiştir.

Osmanlılar devrinde yapılan birçok eserde olduğu gibi, Hicaz Demiryolu Projesi'nde de Allah Resûlü'ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) duyulan sevgi ve saygıyı ortaya koyan incelikler unutulmamıştır. Meselâ bir sanat âbidesi olan Medine Tren İstasyonu öyle bir mevkie inşâ edilmiştir ki, yolcuların trenden kıble istikametine doğru inmeleri ve karşılarında Kubbe-î Hadra'yı görmeleri sağlanmıştır. O zamanki lokomotifler büyük bir gürültü ile ilerledikleri için Sultan Abdülhamid'in talimatıyla trenin Medine'ye daha sessiz bir şekilde girmesi için tedbirler alınmıştır.

Bu proje ile İngilizlerin Ortadoğu'daki menfaatleri büyük darbe almıştır. Osmanlı'nın son yıllarında Medine çevresinde İngilizlerin kışkırtması neticesinde ayrılıkçı bir isyan hareketi başlamış ve maalesef 1916'da demiryolu devre dışı kalmıştır. Ecdadımızdan yadigâr bu proje, günümüzde eski ihtişamıyla yeniden ihyâ edilmeyi beklemektedir.

Medine Tren İstasyonu eski hâline göre daha iyi bir durumda olsa da, yine de ziyaretçilerini hüzünle karşılamaktadır. Bir zamanlar Haremeyn âşıklarını Belde-î Resulüllah'a taşıyan lokomotiflerin, vagonların dizildiği istasyon binasının üzerindeki Osmanlı arması ve "Hicaz Demiryolu-1317" yazılı kitabe de maalesef sökülmüştür.

Hicaz Demiryolu'nun bânisi Sultan 2. Abdülhamid, Anberiye semtindeki istasyon binasının karşısına mihrabı, minberi, minareleri ve revakları ile Osmanlı mimarisini yansıtan bir mescit yaptırmıştır. Anberiye Camiî, asırlarca ciddi bir samimiyetle Haremeyn hizmetkârlığı yapan ecdadımızın, Medine-i Münevvere'ye duyduğu muhabbetin günümüze kadar ulaşan canlı bir misalidir. Dünya Savaşı'ndan mağlup çıkan Devlet-i Âliye, 30 Ekim 1918'de yapılan Mondros Mütarekesi ile Hicaz'ı, İngiliz himayesindeki Mekke Şerifi Hüseyin'e terk etmek zorunda kalmıştır. Bölgedeki kuvvetlerimizin Filistin'e kaydırılması kararıyla Medine'deki Osmanlı hâkimiyeti resmen sona ermiştir. Ancak "Şanlı Medine Müdafii Fahrettin Paşa", mütareke hükümlerine uymayarak, 72 gün Medine-i Münevvere'den çıkmamış; üstelik bir yağma veya işgale fırsat vermemek için Mescid-i Nebevî'deki mukaddes emanetleri İstanbul'a nakletmeyi başarmıştır. Fahrettin Paşa, cephane ve erzak azlığına rağmen, emrindeki bir avuç kahraman askerle birlikte dünyayı şaşkına çeviren bir direniş göstermiştir.

Görüldüğü üzere; Haremeyn hizmetini üstlendikten sonra Osmanlılar, başta imar faaliyetleri olmak üzere bütün çalışmalarında Allah Resûlü'ne (sallallâhü aleyhi ve sellem) ve hatıralarına karşı saygıda kusur etmemişlerdir. Hicaz'ı ziyaret edenler arasında bunun pek çok misâlleri anlatılmaktadır. İnsanımız, geriye pek azı kalmış olsa da, ecdadımızın ince bir saygı anlayışı çerçevesinde inşâ ettiği eserleri görünce, cân-ı gönülden iftihar etmeli ve Haremeyn hizmetine koşan atalarını rahmet ve minnet duyguları ile yâd etmelidir.

Son Güncelleme : 30.11.2018 17:26:11
Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri ile ilgili bu madde bir taslaktır. Madde içeriğini geliştirerek Herkese açık dizin kaynağımıza katkıda bulunabilirsiniz.
Sayfayı Düzenle Düzenleme Geçmişi

Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri Yorumları

şifre  Kırmızı sayı

0 Yorum Yapılmış "Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri"

Kayıtlı yorum bulunamadı ilk yorumu siz ekleyin
Hacerül Esved Taşı Nedir ?
Hacerül Esved Taşı Nedir ?
Hz. İbrahim Aleyhisselam, Kabe'nin inşasını bitirdikten sonra oğlu İsmail Aleyhisselam ile tavafa başlangıç sırasını bildirmek için: “İsmail, bana bir taş getir de tavafın nereden başlayacağını işaret edeyim.” dedi. Hz. İsmail Aleyhisselam da Cebel-i...
Hazreti İbrahimin Kurban Kıssası
Hazreti İbrahimin Kurban Kıssası
HAZRETİ İBRAHİM’İN OĞLU İSMAİL’İ KURBAN EDİŞİ Bu kıssa Kuranı Kerimde Sâffat sûresinde zikredilmiştir. Şöyle ki: Allâh’ü Teala İbrahim Aleyhisselâm’ı Nemrud’un ateşinden kurtardıktan ve O da Babil’den Şam’a hicret etmeye niyet ettikten sonra şöyle ...
Kabe
Kabe
Kabe, Mekke'de bulunan yaklaşık olarak küp şeklinde bir ibadethanedir. İslam dininin ilk ve en kutsal mekanı kabul edilir. Bu yapının etrafında Mescid-i Haram bulunur. Kuran'da Kabe'nin İbrahim ve oğlu İsmail tarafından inşa edilmiş olduğu belirtil...
Kabe İmamları
Kabe İmamları
Kabe imamları, Kabe'de Müslümanlara imamlık yapma mertebesine erişmiş olan kişilerdir. Kabe'de imamlık görevini üstlenmek çok şerefli ve oldukça zor bir görevdir. Burada yüzbinlerce insana namaz kıldırmak, güçlü bir maneviyatın sonucudur. Kılınan nam...
Mescidi Nebi
Mescidi Nebi
Mescidi Nebi, peygamberimizin hicret sonrasında Eshab-ı Kiram'ıyla Medine'de  inşa ettiği mesciddir. Mescidi Nebevi, Mescidi Resul, Mescidi Şerif ve Mescidi Saadet adlarıyla da anılmaktadır. Müslümanlar Mescidi Haram, Mescidi Aksa ve Mescidi Nebi'ye ...
Kabe nin Örtüsü
Kabe nin Örtüsü
Kabe’nin kumaşı bir seferde siyahlaştırılmıyor. Önce kırmızı, ardından yeşile boyanan kumaş daha sonra siyaha boyanıyor. Kabe örtüsünde siyah dokuma kabartmalar da bulunuyor. Bu kabartmalarda Allah’ın 99 isminin yanı sıra, kelime-i tevhid, tesbih ifa...
Kabe'nin Tarihi
Kabe'nin Tarihi
Kabe: Hürmetli mescit anlamına gelmektedir. İslam dininin ilk ve en kutsal mekanıdır. Günümüzde Müslümanların ibadet ederken kıble olarak kullandığı bir yapıttır. Suudi Arabistan'a bağlı Mekke şehrinde bulunan yapıt, dört kenarı birbirine eşit küp şe...
Kabe Canlı Yayın
Kabe Canlı Yayın
Kabe canlı izle, sayfamızdan Mescid-i Haram yani Kabe'yi 24 Saat canlı yayın akışı ile izleyebilirsiniz. ...
Fil Vakası
Fil Vakası
Fil vakası, Hz. Muhammed (s.a.v.)'den önce yaşanmış bir olaydır. Peygamber efendimizden (s.a.v.) önceki dönemde Ebrehe ve ordusu Mekke'yi ve Kabe'yi yıkmak için Mekke üzerine yürümüştür. Bu olaya Allah (c.c.) tarafından gönderilen Ebabil kuşları müda...
Kabenin Ölçüleri ve Yapıları
Kabenin Ölçüleri ve Yapıları
1- Kabe'nin koordinatları: 21°25'24¨N, 39°49'24¨E. 2- Kabe'nin geniş duvar yapısı yaklaşık bir küp biçimindedir. 3- Kuzeydoğu duvarı: 12,63; kuzeybatı duvarı 11,03; güneybatı duvarı 13,10 metre; güneydoğu duvarı 11,22 metre ve yüksekliği 13 met...
Kabe nin Altın Hat Mucizesi
Kabe nin Altın Hat Mucizesi
Mekke’den başlayıp Kudüs'ten geçen ve İstanbul'da noktalanan Dünya'nın Altın Hat mucizesi slümana secde yönü, toplanma yeri ve islamın kutsal merkezi olarak bildirilmiştir. Gücü yeten Her Müslümana Kabe, muzdelife ve arafat dağını kapsayan bir yolc...
Arafat
Arafat
Arafat dağı Mekke şehrinden  25 km güney doğusundadır.450 metre yükseklikte olan Arafat dağı Hz. Muhammedin ölümünden veda hutbesini binlerce insana burada yapmıştır. Arafat dağı Mekke ile Taif arasında bulunan küçük bir dağın adıdır. Arafat dağın...

 

Hacerül Esved Taşı Nedir ?
Hazreti İbrahimin Kurban Kıssası
Kabe
Kabe İmamları
Mescidi Nebi
Kabe nin Örtüsü
Kabe'nin Tarihi
Kabe Canlı Yayın
Fil Vakası
Kabenin Ölçüleri ve Yapıları
Kabe nin Altın Hat Mucizesi
Arafat
Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri
Kabede Sabah Namazı
Hacerül-esved
Umrenin Hükmü
Kıblenin Kabe Yönüne Çevrilişi
Kabe nin Örtüsünün Hazırlanışı
Kabe ye Hizmet
Umre Nasıl Yapılır
İslamdan Önceki Dinlerde Hac
İhram Nedir
Hac Nasıl Yapılır
Hac Yapmanın Hikmeti
Kabede Akşam Namazı
Kabede Bayram Namazı
Popüler İçerik
Kabede Sabah Namazı
Kabede Sabah Namazı
...
Hacerül-esved
Hacerül-esved
...
Umrenin Hükmü
Umrenin Hükmü
...
Kıblenin Kabe Yönüne Çevrilişi
Kıblenin Kabe Yönüne Çevrilişi
...
Kabe nin Örtüsünün Hazırlanışı
Kabe nin Örtüsünün Hazırlanışı
...
Kabe ye Hizmet
Kabe ye Hizmet
...
Umre Nasıl Yapılır
Umre Nasıl Yapılır
...
Popüler İçerik Son Forum Konuları Yardım Sayfaları  
Hacerül Esved Taşı Nedir ?
Hazreti İbrahimin Kurban Kıssası
Kabe
Kabe İmamları
Mescidi Nebi
Gizlilik Politikası  
Çerez (Cookie) Politikası
Güvenlik Politikası
Bizimle İletişime Geçin
Forumlar
Site Haritası
Feed
Son Forum Konuları
Yardım Sayfaları
Gizlilik Politikası  
Çerez (Cookie) Politikası
Güvenlik Politikası
Bizimle İletişime Geçin
Forumlar
Site Haritası
Feed
Sitede yer alan haber ve içeriklerin tüm hakları saklıdır ve buradaki bilgiler sadece bilgilendirme amaçlı olup, kullanımına, uygulanmasına, satın alınmasına, delil gösterilmesine veya tavsiye edilmesine aracılık etmez. Sitemizdeki bilgiler, hiç bir zaman kesin bilgi kaynağı olmayıp, kullanıcılar tarafından eklenmiştir veya yorumlanmıştır. Buradaki bilgiler sitemizin asıl görüşlerini içermeyebileceği gibi hiçbir taahhüt ve tavsiye yerine de geçmez.
Nisan - 2021